yaratıcı fikirler atölyesi

eğitim &danışmanlık

Basın Bülteni


Epsilon Yayınları’ndan çıkan ve Serdar Sönmemiş tarafından gerçek bir yaşam deneyiminin sonucunda kaleme alınan “Şahaneyim”, bir pozitif dönüşüm kitabı. Kitap, rutin hayatımızda farkında olduğumuz veya olmadığımız “körlüklerimizi” ve sadece başkalarına değil; aynı zamanda kendimize dair önyargılarımızı istediğimiz takdirde değiştirebilme gücünün içimizde olduğunu gösteriyor. Yazarın şu cümlesi, bunun iyi bir özeti: “Seni kendinden başka kimse üzmüyor aslında; sen, kendi kendine oluşturduğun değer yargılarıyla, ön yargılarınla yine kendi kendini üzüyorsun”. Yani, biz istemediğimiz ve izin vermediğimiz müddetçe kimse bizi üzemez; dahası kendimiz için olumlu bir algılar zinciri oluşturursak hayatın önümüze getirdiklerini karşılamak sandığımızdan çok daha kolaydır. 

Oturduğu felsefik temelin düşünsel altyapısına işaret ettiği bu kitapta Serdar Sönmemiş, Romalı düşünür Marcus Aurelius’un öğretilerini okurlarıyla paylaşarak iyi hissetmek meselesinin aslında düşünce tarihimizde çok eskilere dayandığını hatırlatıyor ve “Şahaneyim” muhteşem bir alıntıyla başlıyor: “Şayet, seni üzen senin dışındaki bir şeyse, aslında canını sıkan o şey değil, senin o şey hakkında oluşturduğun yargılarındır ve bu yargıları yok etme gücü de yine sendedir. Yok eğer bu üzüntü kendi kendine oluşturduğun bir şeyse, o zaman zaten yargını düzeltmeni kim engelleyebilir ki?”



Kitap, “Şahaneyim” sözcüğünün önceleri yazarın günlük hayatında “nasılsın” sorusunun sıradan karşılığı iken, yirmi yıllık pozitif dönüşüm yolculuğunda nasıl kavramlaştığını, hangi aşamalardan geçerek başrole tırmandığının öyküsünü anlatıyor. Bu öykünün içinde, zihinsel olarak kendi yarattığımız “çaresizlik çemberine” kendi kendimizi nasıl hapsettiğimiz ve istediğimiz takdirde bu tutsaklıktan nasıl kurtulabileceğimiz sorularına özgün cevaplar veriyor. Başka bir ifadeyle bizleri, “en berbat hallerde bile berbat olmayan ruhsal bir durumu seçebilme” haliyle yüzleştiriyor.




Olumsuz duygularla baş edebilmenin yolunu anlatan bu kitabın,  “şahane” kavramını yeniden şekillendiriyor. Yazar kendini bilmeye, kişinin kendiyle kurduğu iletişimin önemine yine kendi deneyiminden yola çıkarak örnekler vermekle birlikte, deneyimlerinin sonunda          hayatı ve onun getirdiği zorlukları daha kolay ya da olabilecek en az hasarla atlatabilmek için işe yarayan, kendisi için hayat felsefesi niteliğindeki formülleri okurlarıyla paylaşıyor.

Kitapta vurgulanan en önemli noktalardan biri de şu: Şahane olabilmek çok kolayken, şahane kalabilmenin; istek, arzu ve eylem gerektirmesi. “Şahane olmayı” seçmek ise; çaresizlik çemberinden sıyrılmanın, olumsuz koşullarla daha güçlü bir şekilde başa çıkabilmenin, en kötü koşulların içindeki yeni başlangıçları fark edebilmenin yollarını açacak. Ne dersiniz? Denemeye değmez mi?